Kalıpları Kıran Deha
Soundgarden'ın En İyi 10 Şarkısı ve Teknik Anatomisi
90'ların başında Seattle'dan yükselen grunge dalgası dünyayı kasıp kavururken, her büyük grubun kendine has bir panzehiri, müziğe ayrı bir yaklaşımı vardı. Nirvana çiğ ve öfkeli punk estetiğini, Pearl Jam klasik rock arenasının samimiyetini ve melodik gücünü, Alice in Chains ise karanlık ve uyuşturucu sarmallı bir armonik çürümeyi temsil ediyordu. Ancak Soundgarden, bu ekosistemin her zaman en ağır, en teknik, tabiri caizse en "entelektüel" halkası oldu.
70'lerin proto-metal ve doom etkilerini (Black Sabbath, Led Zeppelin) 80'lerin hardcore punk dinamizmiyle yoğuran Soundgarden, ana akım müzik kurallarını hiçe sayarak zirveye oturdu. Gitarist Kim Thayil'in alışılmadık alternatif akort düzenleri, davulcu Matt Cameron'ın asimetrik zaman ölçüleri (7/4, 5/4, 6/4) ve Chris Cornell'in dört oktavlık, bariyer tanımayan vokali, grubu zamansız bir rock enstitüsüne dönüştürdü. Diskografinin en görkemli köşelerine uğrayarak grubun karakterini en iyi yansıtan 10 şarkıyı, arkalarındaki müzikal deha ve teknik detaylarla birlikte masaya yatırıyoruz.
01. Black Hole Sun
Popülerliği nedeniyle bazen arkasındaki müzikal deha göz ardı edilse de, "Black Hole Sun" tam anlamıyla bir saykodelik başyapıttır. Kim Thayil’in Leslie dönen kabin (rotary speaker) efektinden geçen gitarları, Beatlesvari melankolik akor geçişleri ve nakaratta patlayan o devasa sonik duvar, şarkıyı 90'ların marşı haline getirdi. Cornell'in sürrealist sözleri ve kusursuz melodik yapısı, şarkıyı bir pop-kültür fenomenine dönüştürürken derinliğinden hiçbir şey kaybettirmedi.
02. Jesus Christ Pose
Grubun en agresif, en teknik ve yırtıcı şarkılarından biri. Matt Cameron’ın $4/4$'lük geleneksel ritim algısını altüst eden dinamik davulları ve Thayil’in adeta bir helikopter pervanesini andıran feedback (geri besleme) introsu üzerine kurulu olan parça, grubun alametifarikasıdır. Cornell, ironik dinsel sembolizmle bezeli bu şarkıda vokal sınırlarını adeta parçalıyor. Grunge tarihinin en çiğ ve güçlü performanslarındandır.
03. Rusty Cage
Johnny Cash gibi bir efsane tarafından bile cover'lanan bu parça, Soundgarden'ın ritmik dehasının en büyük kanıtıdır. Şarkının ana rifi, gitarda pes sesleri canavarlaştıran drop-B akort düzenindedir. Şarkı ilerledikçe tempo hızlanmak yerine sıra dışı bir kararla ağırlaşır; adeta durma noktasına gelen sludgy/doom esintili devasa bir breakdown ile sonlanır. Gitardaki ritmik senkoplar ve funk-metal füzyonu eşsizdir.
04. Outshined
Girişteki o ikonik 7/4'lük rif, grubun ana akım rock dünyasına bıraktığı en büyük imzalardan biridir. Ağır, aksak ama inanılmaz derecede akılda kalıcı bir groove'a sahiptir. Chris Cornell'in kaleme aldığı dizeler, dönemin ruhunu ve bireyin kendi içsel çelişkilerini tam kalbinden yakalar.
05. Fell on Black Days
Müzikal olarak $6/4$'lük alışılmadık bir zaman ölçüsünde seyretmesine rağmen son derece akıcı, pürüzsüz ve radyofonik hissettiren bir hüzün manifestosu. Şarkı, insanın hayatı tamamen yolundayken bile aniden içine düşebileceği o derin, karanlık depresyon anlarını anlatır. Ben Shepherd'ın minimalist ama şarkıyı adeta omuzlarında taşıyan yürüyen bas hattı parçanın omurgasını oluşturur.
06. Slaves & Bulldozers
Soundgarden’ın yeraltı (underground) köklerine ve sludge/doom metal etkilerine en sadık kaldığı epik parça. Yavaş, sürüklenen, hipnotik bir bas ve gitar ortaklığıyla ilerler. Canlı performanslarda adeta bir ayine dönüşen bu şarkıda Cornell, kariyerinin en vahşi, en tiz ve hırıltılı vokallerini kaydetmiştir. Grubun ekstrem vokal limitlerini görmek isteyenler için bir numaralı duraktır.
07. The Day I Tried to Live
Thayil'in imza akortlarından biriyle (EEBBBB) yazılmış, yine aksak ritimli ($7/4$ ve $4/4$ geçişli) bir parça. Şarkı, kelime anlamının aksine ironik biçimde anti-intihar temalıdır; hayattan izole olmuş birinin dış dünyaya dönme, insanlarla yeniden bağ kurma çabasını ve bu çabanın getirdiği o tanıdık başarısızlık hissini anlatır. Nakaratı tam bir vokal kliniğidir.
08. Burden in My Hand
Grup bu şarkıda akustik elementleri ve açık akort (open tuning) sistemini harika kullanıyor. Superunknown sonrasındaki daha organik ve görece daha az distortion içeren sound'un zirve noktasıdır. Cornell'in adeta bir neoromantik halk ozanı gibi parladığı, melodik olarak grubun en zengin işlerindendir.
09. Beyond the Wheel
SST Records döneminden, grubun erken dönem dehasını gösteren bir klasik. Black Sabbath vari aşırı ağır, karanlık riff'ler ve Cornell’in adeta genç bir Ian Gillan (Deep Purple) ya da Robert Plant gibi göklere tırmanan çığlıkları. Grubun neden "grunge'ın metal kanadı" olarak anıldığının en net cevabıdır.
10. Pretty Noose
Girişteki wah-wah pedallı akılda kalıcı rif ile açılan, grubun son dönem sound'unun en olgun örneklerinden biri. Toksik ilişkileri ve insanın kendi eliyle hazırladığı tuzakları anlatan şarkı, Michael Beinhorn'un cilalı prodüksiyonunun ardından grubun kendi üstlendiği daha kirli ve garage-rock esintili miksaj anlayışını çok iyi yansıtır.
Son Söz: Neden Benzersizlerdi?
Soundgarden'ı akranlarından ayıran en büyük unsur, punk enerjisinin arkasına gizlenmiş bu cazvari ritim kalıpları ve prog-rock seviyesindeki kompozisyon anlayışıdır. Şarkıların çoğunda ayakla tempo tutmaya çalıştığınızda ritmin neden kaçtığını anlamak, grubun teknik dehasını keşfetmenin ilk adımıdır.
Chris Cornell'in 2017'deki trajik kaybıyla hikaye fiziksel olarak yarım kalmış olsa da, bıraktıkları bu karmaşık ve devasa sonik miras, rock tarihinin en görkemli anıtlarından biri olarak parıldamaya devam ediyor.

