GÜNEŞİN BATTIĞI YER:
OPETH DİSKOGRAFİSİNİN
SARSILMAZ 10+1 YAPI TAŞI
01. Blackwater Park (2001)
Progresif death metalin "Magnum Opus"u. Akustik kırılganlık ile vahşi riff’lerin 12 dakikalık kusursuz evliliği. Steven Wilson'ın prodüksiyon masasında yarattığı o soğuk ve temiz derinliğin zirvesi.
02. Ghost of Perdition (2005)
Klavyenin ve ani ritim değişikliklerinin organik kullanımı. Şeytani bir hırıltı ile melekvari bir temiz vokal arasındaki o tekinsiz geçişin en keskin örneği.
03. The Moor (1999)
Konsept bir anlatının (Still Life) en epik girişi. Akustik bir melankoliyle başlayıp, bir intikam öyküsünün hiddetine dönüşen o sarsılmaz dinamik yapı.
04. Deliverance (2002)
Grubun en sert ve teknik işlerinden biri. Şarkının sonundaki o ikonik, bitmek bilmeyen senkoplu "outro" bölümü, davulda Martin Lopez’in ne kadar büyük bir vizyoner olduğunun kanıtıdır.
05. Windowpane (2003)
Sertlik barındırmayan ama dinleyiciyi gri bir yağmura mahkum eden bir başyapıt. Mikael’in yumuşak vokalleri ve caz tınılı solo yürüyüşleri, grubun müzikal yelpazesinin genişliğini simgeler.
06. Bleak (2001)
Şarkının nakaratındaki o hüzünlü Doğu ezgileri, Opeth’i diğer tüm gruplardan ayıran o "egzotik" dokunuşun en rafine halidir.
07. Harlequin Forest (2005)
Atmosferik bir yolculuk. Şarkının ortasındaki o hipnotik "groove" ağırlıklı riff, dinleyiciyi tekinsiz bir ormanın derinliklerine hapseder.
08. Demon of the Fall (1998)
Erken dönem Opeth’in o çiğ, gotik ve vahşi ruhunu yansıtan konser marşı. Ormanın içindeki bir canavarın feryadı kadar samimi ve karanlık.
09. Hessian Peel (2008)
Müzikal bir şizofreni. Blues etkileşimli bir açılıştan, aniden giren senfonik ve kaotik death metal bölümlerine geçişiyle grubun en kompleks işlerinden biri.
10. To Bid You Farewell (1996)
10 dakikayı aşan akustik bir veda. Opeth'in sadece gürültü değil, bir "his" olduğunun en eski ve en asil kanıtı.
BONUS: The Drapery Falls
Melankolinin en görkemli hali. Şarkının o hipnotik girişi, grubun neden bir metal grubundan ziyade bir duygu inşaatçısı olduğunu özetler.
