Nefes almama yetecek kadar yüzeydeyim.
Ardından yeniden dalıyorum en derine
Boğmak istediğim şeylerle beraber.
Şeyler, kişiler, durumlar, varoluşlar.
Anlatıcı gibiyim.
Silah şakağımda Tyler hedef.
Bitecek mi?
Sakil hissediyorum.
Ağır, hantal, uyumsuz.
Nefes almama yetecek kadar yüzeydeyim.
Maalesef hâlâ nefes almaya ihtiyaç duyuyorum.
Ardından yeniden dalıyorum karanlık suyun en dibine.
Boğulmuyorlar. İstemsizce koruyorum şeyleri.
Silah patlıyor.
Bitti mi?
Yorgun hissediyorum.
Kapalı, suskun, kendinde.
ANLAM
Eski bir not.
"İsimsiz algı,
Anlamsız anlam,
Görüntü mü yaşlı? Yaşsız mı kadın?
Kadın kadimse
Görüntü yaşlı / Gerçek genç"
Anlam değişiyor.
Sürekli güncelleniyor her şey. Durmadan, bir an bile duraksamadan.
İçimin içinden geçiyorum her seferinde ve özden daha uzağa evriliyorum.
Oysa bir fincan kahve bayat da olsa anda bırakabilirdi beni!
An içinde olsaydım ne ifade yetersizliklerim ne diğerleri mevzuydu.
Kırılıyorum.
Kesiliyorum.
Buz tutuyorum.
Değişiyorum.
Ve Anlam;
Anlam değişiyor şüphesiz.
DÜRTÜ
Küpümün içindeydim.
99 kışına ait bir şarkı çalıyordu.
"Somehow I knew you would leave me this way
And somehow I knew you could never, never stay
And in the early morning light after a silent peaceful night
You took my heart away and I grieve...
In my dreams I can see you
I can tell you how I feel
In my dreams I can hold you
And it feels so real
I still feel the pain
I still feel your love."
Farkındalık öldürürdü; farkındaydım.
Öldürdü.
Bir iki sigara daha içtim.
Çıktım.
Sonrası dürtüsel katliam.
Dürtü sel gibi.
Önüne kattığını alıp götüren.
Yükselen metronomlar.
Distortion.
Çığlıklar.
Ben.