(12) Kutsal Düşman ve Doku | Manifesto

KUTSAL

Duygunun kutsanması, o kadim ve uyuşuk ahlakın prangalarından sıyrılıp kendi uçurumuna aşık olma sanatı; bu, ruhun üzerine çöken evcilleşme karanlığına karşı kazandığım muazzam ve gürültüsüz bir zafer.

İçimdeki fırtınayı dindirmeyi değil, o kasırgayı bir ibadet gibi yüceltmeyi seçiyorum.
Artık her sarsıntı, bir diz çökme değil, bir varoluş ilahisi.

İnsan, kendi yıkımını bir estetik zirveye dönüştürdüğünde, mermer sarayların sahte beyazlığından kurtulup kendi siyah tapınağının tek hükümdarı olur.

Düşmanlığımı manevileştiriyorum; onu nefretin sığ sularından çekip, varlığımı bileyen asil bir taşa dönüştürüyorum.
Bir düşmana sahip olmanın değerini, onun beni uyanık tutan o tekinsiz gölgesinde kavrıyorum.

Benimle çarpışan her irade, aslında sınırlarımı çizen bir fırça darbesi.

DÜŞMAN

ONU YOK ET! KENDİ AYNANI KIR!
GEL KUTSALIM DÜŞMAN!

Beni bir nutfeden yaratan, ardından keskin bir kılıca dönüştüren gizli öğretmenim.
Benden nefret edenle değil, beni var eden o kutlu çatışmayla büyüyorum.

Bugün, dün doğru bildiğim her uysal erdemin tam tersini yapmaya cüret ediyorum.
Nezaketin altındaki zayıflığı, merhametin arkasındaki korkuyu kusuyorum.

Kendi karanlığımla el sıkışırken, dünyanın beklediği o sahte aydınlığı reddediyorum.

Ruhumun derin dehlizlerinde, tersine çevrilmiş bir haç gibi duran özgürlüğümü selamlıyorum.
Artık "iyi" ve "kötü" bir yasa değil.

''Kendi cehennemini bir başyapıt gibi seyreden bir gözü,
hangi dışsal ateş korkutabilir?''

ANOMİ

Bu tekinsiz yalnızlık, bir terk edilmişlik değil, bir egemenlik.
Kitlelerin o uyuşturucu, sıcak kalabalığından kopup, kendi buzdan kuleme tırmanıyorum.

Orada, duygunun en uç noktalarında, trajedimi yaşıyorum.
Hayatın o sağır edici anlamsızlığına inatla, her nefes bir çakmak.

Münhasır bir anlam yok; onu, tersini yapmaya cüret ettiğim her anın küllerinden yeniden yaratıyorum.

Benim zaferim, doğamı terbiye etmek değil, onu tüm çıplaklığı ve vahşetiyle kucaklamaktır.

DOKU

Bir kurban ediliş değil, bir güç istenci; düşmanlığı bir yıkım değil, bir inşa süreci.

Nefes alıyorum. (Bir köpek gibi soluk soluğa bazen.)

Bu, ruhumun dokusudur; sert, soğuk ama her zerresiyle benim.
Yaşamın o acımasız ve tekinsiz ritmini, birer varoluşsal mücevher gibi tenimde taşıyorum.

Kendi dehlizlerimde yürürken, her "hayır" ile biraz daha kendim oluyorum.
Bu sessiz ve derin itiraf, sonsuzluk alameti.

Kendi içindeki o karanlık düşmanı kutsayana dek, her adım eksik, her cümle yarım.

O UÇSUZ BUCAKSIZ UÇURUMUN KENARINDA,
DÜŞÜŞÜ BİR UÇUŞA ÇEVİRİYORUM.
DANS ET CELLADINLA.
ASİLCE