Nüsha (9) 06:04.
Karanlık
Karanlık.
Sanırım susmak, doğru şekilde yapabildiğim yegâne şey.
Biri beni Tomaś’a benzetmişti.
Oysa o bir eylem adamıydı.
Sussa bile.
Zorunda kalarak bile olsa aksiyon alırdı.
Bakıyorum da kendime…
Yaptığım bir eylem var mı?
Cevap veremiyorum.
Sanki ben de gökyüzü gibiyim.
Karanlık.
Bir direnişçi değilim, değil mi Sayın Kundera?
Taşraya mı gitmeliyim?
Sükûn
Sustular gibi sanki.
Yaralı köpek sesleri,
gökten düşen ölü bir kuşun rüzgârı yararak çıkardığı ıslık,
uyku apnesinden muzdarip ihtiyar,
çığlık çığlığa bağıran çocuklar…
Ruhum dünyanın tepesinde gibi.
Hatta gök kubbenin üzerinde.
Bembeyaz, saydam, yumuşak bir tabakanın içinde;
bilmem kaçıncı kat semadaki kapkaranlığın hemen ardında.
Soğuk.
Sessiz.
Parlak.
Uzun zamandan beri ilk defa korkuyorum.
Zihnimin içindeki bu sessizlik arası…
Bu denli korkutucu olması normal mi?
Soğuk
Titriyorum kimi zaman.
— Rüzgâr yüzüme vurup dudaklarımı çatlattığında yaşadığımı hissediyorum.—
Taşın taş olduğunu anladığım zamanlardayım.
Başımı koydum.
Ah Bizon…
Sen hep haklıydın.
Elinde bir gitar,
kafanda bir bandana,
üzerinde belki 80’ler kokan bir gömlek,
elinde tütün…
Olmaz.
Olmaz.
Olmaz.
Olmaz olsun.
Titremek, çoğu zaman yalan alevlerden iyidir.
En azından yaşıyorum.
Ophelia
— Ölüme yürüyüşüne imreniyorum, kadın. —
Çevren deli, hain, sadakatsiz ve çıkarcılarla sarılıyken
başka ne yapabilirdin ki?
Biliyordun üstelik.
Biliyordun.
Kir göstermeyen tenleri leş gibi kokuyordu.
Topladığın çiçekler o kokuyu bastırmadı hiç.
Nehir seni çağırdı…
Ve gittin.
Bense sezip,
yutkunup,
devam etmekle meşgulüm.
Utanıyorum.
