(8)
An 00:47
Rotasız bir seyir defteri gibi.
Sapsarı, soğuk ve kanser kokulu bir odadayım.
O keskin, metalik ilaç kokusunu hepiniz bilirsiniz.
Ruhum onu derin derin soluyor.
Bazen dilime şarkılar dolanıyor.
Ama yorgunum.
Mırıldanacak kimse yok.
Değişen bir şey olmadı aslında;
kalbim hâlâ hızla çarpıyor.
Ve koro girer:
“Ölüyorum, anlasana...”
Başkalaşım
Bir garip Gregor Samsa’ya dönüşüyorum.
Yataktan kalkmak isterken zorlandığı o ilk an gibi
her saniye.
Sırtüstü yatıyorum sadece.
Ruhum kalın, koyu kahverengi bir kabukla kaplı.
Bir ton seçenek varken
böcek olmayı seçtim.
Varoluşunun götürdüğü yere git.
Kaçınılmaz.
Önce ayağa kalkmalı,
sonra merdiveni gökyüzüne dayamalıyım.
Arşı delenler geri döndü mü hiç?
Kara
Kapkara.
Ve her zerreme ait.
Öyle iyi saklamışım ki bunca yıl—
bu bir gölge değil,
Çamur.
Sonsuz siyah diye bir şey varsa,
ta kendisi.
Renklerime bölüştürmeye çalışıyorum:
maviye, sarıya, yeşile...
Tanrı’nın saf ışığıyla yıkadım—
daha da koyulaştı.
Artık yansıyan tek bir zerre yok.
Belki birileri için
ince bir toz tanesi.
Oysa içimde
Herşeyi soğuran dipsiz boşluklar var.
Göstermek istiyorum sadece.
İfşa etmek.
Bu lanet—
Gezegen yutan kara delikleri.
Döngü
Kelebek kanatlanır.
Ka sırra erer.
Kasr göçer.
Ve yeniden—
Kelebek kanatlanır.
Sonsuz kereler.
