04:18
Her şey sona ermek zorunda.
Biliyorum ki o zaman anlam bulacak.
Geberiyorum.
Kızılok'un sesi, o yumuşacık sözler kemik gibi oturuyor mideme.
"Sevda gibi kanımda, can verirken elimde..."
Çok saat oldu.
Hayır bu bir oyun değil!
Bir yapısökümü.
Bütünün tek parçalılığı hiç canını sıkmıyor mu?Kötü olanlar kalsa ya geride...
Ölmedik ya, manidar değil mi?
Sadece geberiyoruz işte.
Gerek var mı bu kadar soruya?
"Siyah bir erkek paltosu giymiş kadın, kocaman ayakkabılarını sürükleyerek yürüyordu caddenin orta yerinde!"
İşte bu!
Ne kadar keyif veriyordu oysa anın coşkusu.
"Kadının kaybolmakta olan bir kumaş yığınına dönüşmesinden korkmak hali"
Çok zaman ahmakça geldi.
Geberiyorum.
Eureka!
Gebermek bir tür mizansenden (ki bu gerçekte olabilir) beslenmek hâli gibi çok zaman.
Yazmaya sebep, deneyime sebep, şaşırmamaya sebep.
Hatta buruk mutlulukların mimarı.
Kıpkırmızı
Bu kanı bu portakalın içine kim koydu?!
Hem portakal kanar mı?
Yine acıtıyor.
Ağız dolusu sövesim var.
— Suicide by Star bu... God is an Astronaut.
Çınlamalarla dolu, hatta çığlık gibi olan çınlamalar.
Sanki nefes kesen, kısık sesli çığlıklar.
Kan bulaştı ellerime.
Portakaldan.
Üzüyor. Çok.
Test, Müttefik, Düşman
6. adımdayım, Bay Campbell.
Artık yeni kurallar var.
Sıfır deneyimim.
Ve her seferinde başka düşmanlar.
Her seferinde zihnimin içinde.
Şeytanlarımı taşlıyorum kendimden kendime.
Hatırlatan müttefiklere sevgilerle.
