Kartondan canavarlar, kayıp gelecek, sonsuz bilinmezlik ve tarifsiz acı.
Dört ayağı dünyanın.
Saat 01:14.
Bu gece için yapılabilecek bir şey yok; çürümeye mahkûmuz.
Odağımı kaybediyorum. Belli ki olması gereken bu. Üzgünüm. Artık kırılmıyorum da; sadece zaman zaman kızıyorum ve bu durum, gölgelerimin içinden koşarak aydınlığa çıkıyor.
Bazen şarkılar söylüyorum; hatta bunu sıkça yapıyorum. Hem güzel bir şarkıya kim hayır diyebilir ki?
“Bir gün daha geçti, daha ne kadar var?”
Olabildiğince yalnızım.
Gözlemlerim, terk edişlerim ve terk edilişlerim üzerine. Sıklıkla çaresizlik görüp, gözyaşları karşısında terk ederek tepki vermişim.
Neredeyse her seferinde, gizlice de olsa yalnız bırakılmış ya da bununla tehdit edilmişim.
Bir de kibirine yenildiklerim var. Öyle bir kibir ki bu, haklılık olarak yansıtılmış. Yok ettiği bir şeyi zerre kadar umursamayan insanlara artık en ufak bir saygı duymuyorum.
-Bu karmaşayı anlatmak zorunda!
"Sis dolu her anı.
Rota belli.
Yalnızlık sonsuz.
Rüzgâr ters esiyor.
Fener yok.
Dalgakıran?
Paramparça."