(10) 03:38 Köprü, Eşik, Meursault

(10) 3:38 | Köprü minimal dark bridge noir

NÜSHA (10) — 3:38

KÖPRÜ

Bir noktadan sonra, kelimelerin köprü kuracağına olan inancım zayıfladı. Ne zaman kendimi, içimdeki o karmaşayı anlatmaya yeltensem, karşımdakinin bakışlarında o tanıdık, sığ kıyıyı gördüm.

Yanlış anlaşılmak, hiç anlaşılmamaktan daha yorucu!

"Geri çekil!"

Bıraktım zamanla, anlatmanın o boş çabasını.


Şimdi o suskunluğun içinde devasa bir şehir birikti.

Sokakları hatıralarla, caddeleri söylenmemiş itiraflarla dolu.

Kapıları dış dünyaya kilitli.

Camus haklı! Susuşlar daha anlamlı.

Sustukça, içerideki sesler daha da yükseliyor.

Bu dakikadan sonra birine bir şey anlatabilir miyim?

O kadar çok şey birikti ki ipin ucunu nerede bıraktığımı, hikâyeye hangi dikişten başlayacağımı ben de bilmiyorum.

SALDIRI

Geceleri, herkesin kendine çekildiği, zırhına büründüğü o mutlak sessizlikte, tek başımayım.

Zihnim binlerce ihtimalin, cümlenin ve duygunun istilasına uğruyor.

Acımasız!

Nefesimi kesen bu yoğunluğu bölüşecek, bu dili tercüme edebilecek kimse yok.

Kendi sessizliğinin içinde
Kendi kendine şahit
Kendinin mahkûmu.

EŞİK

- Beni duyuyor musun?

Artık bu bir tercih değil. Bastıramıyorum. Bir sonsuzluk odasında tek başımayım ve yankılar tokat gibi her seferinde.

"Bu hastalıklı soru
kendi dilsizliğine alışmış bir adamın hezeyanı."

Sınırlar konmalı.

Sonsuzluk eşiklere muhtaç.

YABANCILAŞMA

Birine bir şey anlatmak veya anlatacak birinin varlığına duyulan o eski, saf ihtiyacı kaybetmiş olmak.

Sesin yitimi: Kendi sesini unutan bir şarkıcı gibi, kelimeler yabancı.

Ayna korkusu: Şehadetimden yoruldum! Kalabalık...

Meursault anlatmaya “Annem öldü.” diye başlamıştı, hatırlar mısınız?

Nasılda yere serdi sonunda o iki izbandut gibi adamı!