Bütün çelişkilerin içinden geçiyorum tüm karanlığım akıp gidiyor içimden. Saydam bir ışık doluyor içime ve zifiri karanlık akıyor ayaklarımın altından. Ruhum ve ruhum ve ruhum kuytu bir kuyunun içinde ölmek üzere bekliyor.
Sanki iptidai bir merdiven ya da en azından bir yabancının sesi tek ihtiyaç gibi. Hayır biliyorum, hep biliyordum, hep farkındaydım sadece bir başlangıç için gerekli. Yoksa boğulacağım. Evet nefesim kesiliyor ve o karanlık yavaşça ciğerlerime doluyor, tuzlu su gibi. Ben Yunus değilim.
Belki de bu yüzden inandım hiçbir karşılaşmanın tesadüf olmadığına ve hiçbir vazgeçiş nedensiz değildi. Öğretiler, öğretildiklerim, öğrettikleri insanların sadece değersizlik yükledi. Ya da öyle bir normatiflik hakim ki sadece değersizlik anlam buldu zihnimde.
İntihar sıklıkla iyimserler içindir.
İntihar sıklıkla iyimserler içindir.
İntihar sıklıkla iyimserler içindir.
Gölgedekilerse yaşarlar.
Günün rastgele bir saati, yoldayım, elimde kağıt bir kahve bardağı, radyoda bir David Bowie şarkısı, gözlerim yolda, aklımda kazanmam gereken para miktarı, yanımda olması gereken hiç kimse(!) var.
Ölümüne 3 sene kala Bowie;
Seziyorum.
Lanet bilinçdışı! Seziyorum!
Kahir ekseriyetle dinliyorum.
Kahir ekseriyetle anlıyorum.
Kahir ekseriyetle biliyorum.
Kahir ekseriyetle ölüyorum.

